derin nefes al
tut öyle
22 Kasım 2009 Pazar
mudita
şimdi oturdum düşündüm taşındım araştırdım bir takım sitelere baktım falımı okudum; hayat dediğin şey böyle çeşitli yönler olarak kompartmantalize edilebilir sanki incelemek için. işte ben o yönlere tek tek bakınca bi bok anlamıyorum kendi durumumdan ama genelleyeyim dersem hayatım için söyleyebilceğim tek şey ortalama olduğudur. bütün o yönlerin(aspect) ortalamasını alırsam, ortalama çıkıyo. yani mükemmel olan hiçbişey yok hayatımda. güzel olan şeyler var çok güzel olan şeyler var bi de çok bi kötü olan şeyler. aynı zamanda hem çok süper olup da hem de bi yandan da kötü olabilen bişeyler var. bi garip böyle.
buna en büyük nedeninin bi çok şeyi zorlanmadan kabullenmem(peki), geriye kalan şeylerleyse ilgilenmemem(meh) olduğunu düşünüyorum. bi de, haliyle, varolduğunu düşündüğüm potansiyelimle uzaktan yakından alakalı işler yapmamam olabilir bi sorun da. yapmayı ertelemem de diyebilirim sanırım. hemen olsun diye uğraşamıyorum hiçbişeyle. götüm yemiyo sanırım. "bi ara olur bi şekilde" düşüncesi de çoğu zaman iyi sonuçlanmıyo.
çoğu insan kendisinin çok önemli şeyler yapıcağını, ilerde çok ünlü olucağını vs. bisürü şey düşünür. filmlerde kitaplarda falan öyle gördüm ben en azından. bu kadar benim görüşüm. çok azı ortalama bi hayat yaşayıp gidiceğini düşünür heralde. benim yerime başkaları çok acaip şeyler yapıcağımı düşünüyo. ben de onlar beni gazladıkça "bi ara yaparım heralde" demeye devam ediyorum. bi ara yaparım heralde.
bütün hayatımı iki ingilizce kelime ile özetleyebiliyorum bu durumda. mediocracy ve procrastination. ingilizce de böyle güzel bi dil işte. yes.
ha "bunları düşündün taşındın da bi bok yapıcak mısın?" derse biri, gönül rahatlığı ile "tabi ki hayır. her şeyi oluruna bırakıcam yine" diyebilirim şimdilik.
uykum geldi.
buna en büyük nedeninin bi çok şeyi zorlanmadan kabullenmem(peki), geriye kalan şeylerleyse ilgilenmemem(meh) olduğunu düşünüyorum. bi de, haliyle, varolduğunu düşündüğüm potansiyelimle uzaktan yakından alakalı işler yapmamam olabilir bi sorun da. yapmayı ertelemem de diyebilirim sanırım. hemen olsun diye uğraşamıyorum hiçbişeyle. götüm yemiyo sanırım. "bi ara olur bi şekilde" düşüncesi de çoğu zaman iyi sonuçlanmıyo.
çoğu insan kendisinin çok önemli şeyler yapıcağını, ilerde çok ünlü olucağını vs. bisürü şey düşünür. filmlerde kitaplarda falan öyle gördüm ben en azından. bu kadar benim görüşüm. çok azı ortalama bi hayat yaşayıp gidiceğini düşünür heralde. benim yerime başkaları çok acaip şeyler yapıcağımı düşünüyo. ben de onlar beni gazladıkça "bi ara yaparım heralde" demeye devam ediyorum. bi ara yaparım heralde.
bütün hayatımı iki ingilizce kelime ile özetleyebiliyorum bu durumda. mediocracy ve procrastination. ingilizce de böyle güzel bi dil işte. yes.
ha "bunları düşündün taşındın da bi bok yapıcak mısın?" derse biri, gönül rahatlığı ile "tabi ki hayır. her şeyi oluruna bırakıcam yine" diyebilirim şimdilik.
uykum geldi.
19 Kasım 2009 Perşembe
no one's gonne love you
- tanıdığım (neredeyse)herkesin küs olduğu ve saydırdığı en azından 1 kişi var. benim yok. düşündüm baya bulamadım. saydırdığım çok kişi var yani ama küs olduğum birileri yok hiç. beceremiyorum sanırım uzun süreli trip atmayı. kısa ve öz trip atıyorum. advanced ergen. baktım tripler bi işe yaramıyo, herangi bi amaca hizmet etmiyo, yapmıyorum o zaman. yormuyorum kendimi. meh diyorum.
- bi kaç bağyan arkadaşa sordum, sormaya da devam ediyorum: "hiç böyle kendi istediğin olsun diye karşındaki erkeği manipüle etmeye çalıştın mı?" diye. hemen hepsi "evet. ehe =)" diye cevap verdi. artık o kadar eminim ki bu olaydan "hiç manipüle etmeye çalışmadığın oldu mu?" diye değiştirdim soruyu. henüz bi cevap alamadım.
- manipüle de çok komik bi kelime. manipülemanipülemanipülemanipüle. acaba manipule mi lan? içime kurt düştü. yönlendirme diyelim mi? idare etmek?
- bad: zeki kız aptal erkeği manipüle etmesi
worse: zeki kızın zeki erkeği manipüle etmeye çalışması
worst: kendini zeki sanan kızın zeki erkeği manipüle ettiğini düşünmesi
- erkek dediğinin kafası basmıyo gerçekten. ne kadar zeki olursa olsun geç anlıyo bu durumu. erkek yapmaya çalışınca eline yüzüne bulaşıyo. ama yine de erkek plan yapıyo tasarlıyo falan. uzun süreçte daha etkili oluyo bazen. kız ise içgüdüsel yapıyo belli bi noktadan sonra manipülasyonu. böyle...düşünmüyo falan yaparken. kızın ürettiği kısa süreli çözümler konusunda eline su dökülmüyo fakat.
- kalın kabuklu mandalina kötü bişey lan. çiğne çiğne bitmiyor. yutuyosun öylece.
18 Kasım 2009 Çarşamba
brief lives
10 Kasım 2009 Salı
fetal position
yemedim içmedim şuna kanaat getirdim:
şimdi "düşünce" dediğimiz şeyler akla gelen bir takım söylemler(?) tam process'ten emin değilim, hani düşünceler geliyo ve onları yorumluyo musun, yoksa yorumlanmadan önce başka bi adı var da yorumlanınca mı düşünce deniyo onları bilemiyorum. ama düşünce eğer böyle henüz üzerine düşünülmemiş şeyler yani yorumlanmamış bilgi bence. o şekilde ham haliyle depolayıp sonra belli bir düşünce yapısına göre yorumluyoruz gerektiğinde sanki (interpretation hesaabı). bu yorumlama sistemine de "düşünce yapısı" diyebiliriz heralde. deriz. diyelim. tam process'ten emin değilim, hani düşünceler geliyo ve onları yorumluyo musun, yoksa yorumlanmadan önce başka bi adı var da kişi onları düşünce yapısına göre yorumlanınca mı düşünce deniyo onu bilemiyorum. ama böyledir sanki. bence benim anlattığım gibidir. valla bak.
ha şimdi kanaat getirdiğim şeye dönücek olursak,
bence bu "düşünce"ler kişiye özgü ya da eşsiz(unique) falan değil. bence eşsiz olan "düşünce yapısı"; ki tam olarak bu yüzdendir ki bi insan kafasındaki düşünceyi ne kadar karşı tarafa aktarmaya çalışırsa çalışsın, alıcının yorumlama sistemi anlatıcı ile aynı olmadığından söylemek istenenler tam olarak yerine ulaşmıyo. bi şekilde ham halde veya hafifçe işlenmiş olarak kalıyo o düşünce(ler) karşıda ve muhtemelen pek bi anlam ifade etmiyo ya da tam istediğin şeyleri hissettirmiyo onlara.
şimdi "düşünce" dediğimiz şeyler akla gelen bir takım söylemler(?) tam process'ten emin değilim, hani düşünceler geliyo ve onları yorumluyo musun, yoksa yorumlanmadan önce başka bi adı var da yorumlanınca mı düşünce deniyo onları bilemiyorum. ama düşünce eğer böyle henüz üzerine düşünülmemiş şeyler yani yorumlanmamış bilgi bence. o şekilde ham haliyle depolayıp sonra belli bir düşünce yapısına göre yorumluyoruz gerektiğinde sanki (interpretation hesaabı). bu yorumlama sistemine de "düşünce yapısı" diyebiliriz heralde. deriz. diyelim. tam process'ten emin değilim, hani düşünceler geliyo ve onları yorumluyo musun, yoksa yorumlanmadan önce başka bi adı var da kişi onları düşünce yapısına göre yorumlanınca mı düşünce deniyo onu bilemiyorum. ama böyledir sanki. bence benim anlattığım gibidir. valla bak.
ha şimdi kanaat getirdiğim şeye dönücek olursak,
bence bu "düşünce"ler kişiye özgü ya da eşsiz(unique) falan değil. bence eşsiz olan "düşünce yapısı"; ki tam olarak bu yüzdendir ki bi insan kafasındaki düşünceyi ne kadar karşı tarafa aktarmaya çalışırsa çalışsın, alıcının yorumlama sistemi anlatıcı ile aynı olmadığından söylemek istenenler tam olarak yerine ulaşmıyo. bi şekilde ham halde veya hafifçe işlenmiş olarak kalıyo o düşünce(ler) karşıda ve muhtemelen pek bi anlam ifade etmiyo ya da tam istediğin şeyleri hissettirmiyo onlara.
09 Kasım 2009 Pazartesi
knot
bazen (çoğu zaman) içinde tuttuğun şeyleri söylememek daha iyi. böyle büyüdüm çocukluğumdan beri. hep de işe yaradı. ne zaman ki bişey söyledim hep benim için kötü oldu. her seferinde kötü sonuçlanmasına rağmen büyüdükçe daha çok şey söylüyorum. büyüdükçe daha kötü oluyo dolayısı ile.
içimde tuttuğum şeyler fiziksel olarak göze çarpıcak hale gelse de söylemiycem bi daha hiç bişeyi.
buraya da bunu yazıyorum ki baktıkça hatırlatsın bana bu kararı.
içimde tuttuğum şeyler fiziksel olarak göze çarpıcak hale gelse de söylemiycem bi daha hiç bişeyi.
buraya da bunu yazıyorum ki baktıkça hatırlatsın bana bu kararı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


